Sistemik lupus eritematozus (SLE) böbrek tutulumu nedir ve nasıl tanı konulur?

SLE, bir bağ dokusu hastalığıdır. Normalde insan vücudundaki tüm hücre ve dokular birbirini tanır ve dostça bir arada yaşarken, bu ahenk bozulur ve bazı hücre parçacıklarımızı tanıyamaz hale geliriz. Ardından vücudumuz tanıyamadığı bu kısımlara bu sefer düşman muamelesi yaparak kendine karşı bir savaş başlatır. Bunun neticesinde de özellikle bazı organların daha fazla etkilendiği bir tablo oluşur. Lupus yani SLE de bu tür bir hastalıktır. Vücudumuzun ve savaşçı hücrelerimizin kendi kan hücrelerimizden tutun da, böbrek, kalp, dalak, beyin, vücut zarları, eklemler gibi pek çok doku veya organımıza açtığı bir savaş başlar.

Aslında SLE hastalarının hepsinde böbrek az veya çok bir şekilde etkilenir. Böbrek tutulumu eskiden bu hastalığın en önemli ve hayati sorunuydu. Ancak gelişen tedavi metotları ve hasta takibindeki olumlu gelişmeler sayesinde artık sorun olmaktan neredeyse çıkmak üzeredir. Bu açıdan ilk adım en hızlı bir şekilde SLE teşhisini koymak, ardından böbreği hızla değerlendirmek ve tedaviyi başlatmak olarak sıralanabilir. Başarılı bir tedavinin sağlanabilmesi için, 4. madde olarak da hastanın iyi takip edilmesi eklenmelidir. Bu hastalık kronik yani sürecek bir hastalıktır. Kişi her zaman hasta olmaz, özellikle ilk aylar veya yıllar güzel ve hasarsız atlatılsa bile, hastanın takibinde alevlenmeler yani hastalığın gel-git dönemleri olacaktır. Dolayısıyla başarılı bir tedavinin ve hasarsız ve diyalizsiz bir böbreğin olması için sabırla ve yıllarca düzenli takip gerekmektedir.

Bir hasta lupus tanısı aldığından itibaren romatoloji uzmanı, hastanın tutulabilecek tüm sistemlerini tek tek değerlendirmektedir. Hastanın kalpten tutun, sinir sistemine, cilt ve eklemlerine, böbreğine, akciğerlerine ve gereken tüm organlarına detaylı incelemeler başlatılır. Burada özellikle böbrek çok önemlidir. Aslında bu incelemelerin ilk basamakları çok basit adımlar ve burada bulduğumuz ip uçlarını değerlendirme üzerine kuruludur. Hastamızın idrar tetkikini değerlendiririz öncelikle ve bu bize ciddi bir yol gösterir. İdrar tetkikinde, böbrekten protein kaçağı olup olmadığı araştırılır. Ayrıca yine bu tetkikde, idrarın içerisindeki ve normalde ancak birkaç adet görülebilen kan hücreleri de araştırılır. Eğer idrarda özellikle protein kaçağı, ilaveten eritrosit ve lökosit gibi kan hücreleri görülmüşse bunların herbirisi bizim için bu böbreğin hastalıktan etkilendiğini düşündürür. Bununla birlikte bu tablo ile karışabilecek başta idrar yolu enfeksiyonu gibi hastalıklar ve özellikle protein kaçağı olmaksızın sadece hücrelerin görüldüğü hallerde farklı böbrek hastalıkları da akılda tutulur.

İdrarda protein kaçağı olan bir hastanın 24 saat boyunca idrarı biriktirilerek, günlük kaçak miktarı acilen öğrenilmelidir. Kan testlerinden, hastanın böbreğindeki etkilenmeyi destekleyecek olan antikor titre artışları veya C3-C4 dediğimiz kompleman test düşüşleri de ayrıca yol gösterecektir. Bu aşamada hastanın protein kaçağı da yüksekse böbrek biyopsisi yapılmalıdır. Biyopsi bize, böbreğin hangi tipte bir Lupus zedelenmesiyle karşılaştığını ve başımıza gelebilecek sorunları ve daha başarılı bir tedavi için çizilecek yolları gösterir. Tedaviyi başlamak için bu süreci beklemeyiz aslında. Hastamız ilk geldiğindeki saatler içinde bu konuda deneyimli bir romatolog tedavi planını yapmıştır ve tedavisini başlamıştır. Bu bilgiler de bize, takip edeceğimiz yolu çizecektir.

Şunu unutmamak gerekir ki, Lupus hastalığında böbrek tutulumu, iyi tedavi edilmezse ve hastanın takibinde sürekli protein kaçakları önlenemezse, hastanın kronik böbrek yetmezliği hastası olması önlenemez.

 

 

Bu podcast serilerinde romatizmal hastalıklar ile ilgili aklınıza takılan farklı ve güncel soruların cevaplarını bulacaksınız.
Prof. Dr. Timuçin Kaşifoğlu ve Prof. Dr. Mine Özmen "Romatizma Hastalarında Ruhsal Tepkiler & Sorunlar ve Tedavi Yaklaşımları" hakkında sohbet ediyor.
Benzer videolar
Açık açık romatizma tanıtım
Menü